PINAR HOLT

YAZAR | DAVRANIŞ BİLİMCİ | KONUŞMACI
AUTHOR | BEHAVIORAL SCIENTIST | SPEAKER

KİTAPLAR

  • image description

    imza KADIN #adımıunutma

    • 1 hafta önce

    41 yazarın şiddet mağduru kişileri öyküleştirdiği #adımıunutma İmza:Kadın isimli kitap Birlikte Kitaplar Yayınevi tarafından yayımlandı. Toplumun kanayan yarasında parmak basan bu kolektif çalışmanın tüm geliri şiddet mağduru bir kadın ve çocuklarına bağışlanacak.

    Her gün medyada şahit olduğumuz kadın cinayeti haberleri acı bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Son bir yıl içinde öldürülen kadın sayısı 447. Elbette bu acı tablonun arka planında sistematik bir şiddet gerçeği var. Kadının kaderi burada kilitleniyor. Ölmüyorsa, şiddet görmüş olarak yaşamak zorunda bırakılıyor. Bu durum aynı zamanda bir erkeklik sorunudur. İyi yetiştirilmiş, insanlığını tamamlamış bir erkek elbette şiddet gerçeğinden uzak duracaktır.

    Birlikte Kitaplar, kadına şiddete karşı farkındalık oluşturmak adına bir proje kitap çalışmasına imza attı. 41 yazar, şiddet mağduru kişilerin hikayelerini #adımıunutma İmza:Kadın isimli kitapta bir araya getirdi.

    Kitap, gazetelerin 3. sayfa haberlerinde yer alan, dizilerin ana konusu olan, haberlerin manşetlerini oluşturan kadının önemini hatırlatmak, dikkat çekmek, farkındalık oluşturmak için yazıldı. Bu kitap, “Kadın insandır, bizler insanoğlu” diyen Neşet Ertaş’ın dediği gibi kadının insan olduğunu kalbimize ve zihnimize yerleştirmek için yazıldı. Bu kitap, susturulmuş, ırzına geçilmiş, canından edilmiş, ruhsal dünyası alt üst edilmiş, sesi kesilmiş, sevgisi kullanılmış, merhametinden faydalanılmış, bir eşyadan farksız görülmeye alıştırılmış ve daha birçok şey yaşatılmış kadınlarımızın haykırışını barındırıyor.

  • image description

    HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI

    SİPARİŞ VERMEK İÇİN: shopier.com/kitapevi

    Yazmanın okumayla muhatap olduğunu, karşılıklı aşk yaşadıklarını biliriz. Bu öyle bir aşktır ki; ne modası geçer, ne de sevdası biter.
    Kimi hızlı okur, kimi yavaşp yavaş, sindire sindire, altını çize çize... Nasıl olursa olsun, okumanın nasıl bir keyif olduğunu sadece okuyanlar bilir. Bir de okuduklarıyla harman olmuş yazanlar var ki, o bambaşka bir keyif.
    Bu kitapta yazmaya yeni başlayanlar, eskiden beri yazanlar, yazmanın tutkusunu yaşayanlar, birkaç kitabı olan yazarlar... herkes var. Bütün öykülerde yaşanmışlığın acı tatlı hallerini bulacaksınız.
    Hayaller olmadan gerçekler olmaz. Tüm yazarlarımıza ve okurlarımıza teşekkür ederiz.
    Birlikte Kitaplar

  • image description

    HOŞÇAKAL EKSPRESİ

    • 1 yıl önce

    Hayatta hep yarım kalmış ya da tamamlamak için çaba harcayacağınız bir şeyler olur.

    Bazen arkanızı dönüp giderseniz.

    Gitmek gerekir bazen yeniden başlamak için başka bir şeyi bitirmek gerekir.

    Hoşça kal demek gerekir bazen...

KÖŞE YAZILARI

  • image description

    NE EKERSENİZ ONU BİÇERSİNİZ

    • 1 hafta önce

    Değerli Dostlar,
     
    ‘Bir annenin en büyük hazinesi kızı ise, bir kızın da parlayan yıldızı annesidir’ diye bir söz duymuştum bir yerlerde. Gerçekten de, bir kız çocuğu için rol modeli, ilk arkadaşı annesidir. Zamanla anne kız ilişkisi farklı şekilde gelişebilir ama aradaki duygu alışverişi ve koşulsuz sevgi hep devam eder. Eğer aralarında sağlıklı bir ilişki kurulmuşsa. Bu konuya örnek olabileceğini düşündüğüm, başımdan geçen bir hikayeyi izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Geçen sene babamı, anidn gelişn bir rahatsızlık edeniyle hastaneye kaldırılmıştık. O gece babama ben refakat ediyordum ve acil bölümündeyedik. Saat sabaha karşı 4 ya da 5 sularında, yan yatağa 70 yaşlarında nefes problemi yaşayan bir teyze getirdiler. Doktorlar ilk müdahaleleri yapıp gittikten sonra, 45 ya da en fazla 50 yaşlarındaki kızı, iki elini kavuşturmuş ayakta yaşlı teyzeye söylenmeye başladı ve ister istemez kulak misafiri oldum. ‘Bu yorgunlukla daha işe gideceğim. Tüm gün eşşek gibi çalışmak zorundayım. Daha kızımı okula göndermem lazım. Senin yüzünden tüm düzenim bozuldu!’ Kadın söylendi, söylendi ve annesini orada, öylece bırakıp gitti. Kalbim paramparça olmuştu. Dayanamadım, kızı gittikten sonra hemen teyzenin yanına gittim, ayakkabısını montunu çıkardım, üstünü örttüm ve biraz da saçlarını okşayıp geçmiş olsun dedim.

    Bunu annesine bağıran ve bırakıp giden kadını kötüleyip, kendimi övmek için anlatamıyorum, yanlış anlamayın. Belkide çocukluğunda ve gençliğinde annesiyle ilgili kötü tecrübeler yaşadı, kim bilir? Ama şunu belirtmek istiyorumki; eğer bir anne kız arasında hasar görmüş bir ilişki varsa ve düzelmesi için çaba gösterilmez ise bu nesilden nesile aktarılacak sağlıksız anne çocuk ilişkisine kadar gidebilir. Kanımca geçmişte ne olursa olsun, anne kız çatışmalarını çözmek için mutlaka bir yol vardır diye düşünüyorum. Tek yapılması gereken ilk adımı atabilmek.

    Peki anne kız arasında sağlıklı bir iletişimi devam ettirmek için neler yapabiliriz?
    -        Aktif dinleyici olmaya çalışın. Herhangi bir varsayımda bulunmadan önce, annenizi veya kızınızı dikkatinizi maksimum seviyeyede vererek dinleyin.
     
    -        Annenizi veya kızımızın yaşına ve şartlarına göre düşünüp, empati yapmaya çalışın.
     
    -        Anneniz veya kızınızla açık, dürüst bir iletişim kurmaya gayret edin. Karşı tarafı suçlayıcı cümleler kurmak yerine, kendi duygularımızdan bahsedin. Örneğini, ‘Beni çok yıpratıyorsun!’ yerine ‘Üzgün hissediyorum’ gibi.
     
    -        Anne kız ilişkisi ne kadar yakın olursa olsun, belli sınırları da olmalıdır. Sınırlarınızı çizdiğinizden emin olun.
     
    -        Sağlıklı bir ilişki sürdürmek istiyorsanız, geçmişte yaşananları affetmeye çalışın.
     
    -        Annenizle veya kızınızla her zaman aynı fikirde olmayabilirsiniz. Her farklı görüş için tartışmak ya da kazanmaya çalışmak yerine, birbirinizi olduğu gibi kabul etmeye çalışın.
     
    Son olarak, kızınızla saglıklı bir iliski yasamak istiyorsanız, önce annenizle olan ilişkinizi tamir etmeye çabalayın. Atalarımız ne demişler?: ‘Ne ekerseniz onu bicersiniz.’

     

  • image description

    REHİNECİ

    • 1 hafta önce


    Değerli Dostlar,
     
    Sizlerle bugün paylaşacağım aile hikayemizi bir süre önce teyzemden dinlemiştim. Ailece hikaye anlatmayı severiz. Biz çocukken rahmetli annanem dört torununu da eteğinin etrafına toplar, kendi yaşamı ve ailesi ile ilgili bir sürü hikayeler anlatırdı. Anlatıma; hem vuucut hareketlerini, hem yüz mimiklerini, ses tonunu öyle tadında katardı ki, biz gözlerimizi annanemin üzerinden alamaz, pür dikkat dinlerdik. Aynı anlatım yeteneği hem anname, hem teyzeme geçmiş. Şimdi teyzem çok rahatsız, konuşacak durumda değil ama iyi olduğu günlerin birinde işte en son anlattığı bu hikaye için; ‘Teyze, ben bunu köşe yazısı olarak yazarım.’ demiştim. Ve şimdi de bu hikayeyi sizlerle buluşturmak istedim.
    Konu misafirperverlikten açılmıştı. Bu korona günlerinde ne misafirlik, ne bayram ziyaretleri kaldı diye konuşurken, misafir ağırlamanın kendi aile geçmişimizden beri ne kadar önemli olduğunu etkileyici bir hikaye ile vurguladı teyzem. Annanem çok genç yaşta dedemi kaybetmiş. Türkiye’nin 70 sene önceki şartlarında iki çocukla büyük sıkıntılar yaşayarak ayakta kalmaya çabalamış. Yani sene 1940’lar, Cumhuriyet kurulması ardından tekrar ayağa kalkmaya çalışan yeni bir ülke, ardından Atatürk’ün ölümü, üstüne 2. Dünya savaşı ve tüm bunların getirdiği yokluk, kıtlık ve sıkıntıları üzerinden atmaya çalışan bir dönem. Bir dilim ekmeğin hesabının yapıldığı bu ve benzeri gerçek hikayeleri dinlerken bile insanın inanması çok zor geliyor. Rahmetli annanem  hem ev işlerinde, hem mutfak işlerinde çok becerikliymiş. Hani aynı malzeme ve süreyi iki kişiye eşit şartlarda verirsiniz, aynı yemeği yaparlar da; birinin tadı iyi olur ama ötekinin tadı damağınızda kalır ya. İşte o tadı damağınızda kalan yemeği yapan annanemdi. Bir kilo patates, soğan, bir kaşık salça ve bir tutam tuz ile size dünyanın hiç bir yerinde tadamayacağınız muhteşemlikte patates yemeği yapabilirdi. Halk arasında buna ‘Elinin tadı güzel’ derler. Elinin tadı güzel ise ne yapsan güzel olur. Rahnetlinin köftesi de çok meşhurmuş, şehir dışından sırf köfte yemeğe gelirlermiş annanemim evine.
    Yine bir gün şehir dışında yaşayan bir aile yakınımız, o zamanlar telefon olmadığından annaneme mektup göndermiş. Annanemin ismi Nadide idi. ‘Nadide, şu tarihlerde İstanbul’a iş için geleceğim. Hazırlan hanımla sana köfte yemeğe geleceğiz.’ Ancak bahsettiğim gibi, o dönemler  yokluk dönemi, kadın başına iki çocukla geçinmeye çalışan annanemin o sıralar misafir ağarlayacak parası yokmuş. Ama bir taraftan da misafir ağırlamak bir şeref meselesi, geri çevrilmesi, bahane üretilmesi mümkün değil. Ananaem ne yapayım, ne edeyim, nereden para bulayım diye düşünürken, çıkarmış gümüş konsolunun içinden bir gümüş eşya, tutmuş Karaköy’ün yolunu. Karaköy’de ne mi varmış? Efendim o zamanlar Karaköy’de rehineciler olurmuş. O zamanlar bu bir meslekmiş. Nakit paraya sıkıştığınızda, elinizde bulunan elektronik, gümüş, halı gibi değerli bir eşyanızı bırakır, nakit paranızı alırmışsınız. Sonra elinize para geçince, ödünç aldığınız parayı faiziyle iade eder, bıraktığınız eşyanızı da geri alırmışsınız.
    İşte annanemde misafirlerini en iyi şekilde ağırlamak için vermiş gümüş parçayı, almış parasını, yapmış alışverişini, o dillere destan köftesini ve zeytinytağlılarını da yapmış. Diğer aile yakınlarını da davet etmiş, kocaman bir masa kurmuş. Kalabalık, cümbür cemaat layığıyla ağırlamış misafirlerini. Tabi bizde misafir hiç eksik olmadığından ve evde hep bir masa kurulduğundan, Karaköy’de ki rehineciler annanemi iyi tanırlarmış. Bilirlermiş annanemin elinin de, gönlünün de bol olduğunu, o yüzden de parayı faizsiz geri alırlarmış ondan.
    Teyzemin demesine göre o zamanlar yokluk çokmuş ama gönüller bolmuş. Şimdi her şeyimiz var, masalarımız dolup, taşıyor. Hatta yemek artığı konusunda bir çok ülkeyi geçiyoruz ama maalesef gönüllerin güzelliğine hasret kaldığımız bir dönem yaşıyoruz. Üzerine de virüs salgının gelmesi tuzu biberi oldu. Belki de tüm dünyayı saran bu virüsün bize bir taraftan da vermek istediği bir mesaj var, kim bilir?
    Sevgiyle.

     

  • image description

    'BEN' KALARAK 'BİZ OLABİLMEK. İŞTE BÜTÜN M...

    • 4 ay önce

    Kadın erkek ilişkileri aynı bir terazi gibidir. Kantarın bir tarafında kendi benliğimizi kaybetmeden, diğer tarafında ‘biz’ olarak dengede kalabilmektir.
     
     
    Değerli Dostlar,
     
    Bir ilişkide, karşı cinsle bir yandan duygusal yakınlık kurmaya çalışırken, diğer yandan da bağımsız bir birey olma yolunda kararlı ve istekli bir şekilde yürüyebilmek, en ideal yollardan biridir. Ancak, son derece güçlü duygular yaşadığımız böyle bir ilişkide, bu duygulara ve karşı cinse teslim olmadan, hem kendi ‘ben’imizi koruyup, hem ‘biz’ olabilmek çok da kolay olmayabilir. Kendi ilişkilerimizden yola çıkarak bir düşünelim. Karşımızdaki mutlu olsun diye belki de kaç kere isteklerimizi öteledik ya da aman tartışma çıkmasın diyerek kaç kere sorunları görmezden geldik? Kim bilir kaç kere kendi kendimize ‘Ben kimim?’ diye sorduk. Biz yaklaşmaya, onarmaya çalıştıkça, kaç kere yalnız bırakıldık? Kısacası kaç kere ben olmayı unuttuk? Tüm bu cevapsız kalmış sorulara rağmen işleri tersine çevirebilmek her zaman mümkün. ‘Ama nasıl?’ sorusunu duyar gibiyim. Bun cevabı, öncelikle ‘ben’ olabilmeyi öğrenmekten, sonra da duygusal özgürleşmeyi keşfetmekten geçer. O zaman gelin önce duygusal özgürleşmeyi tanımlayarak başlayalım işe.
     
    Duygusal Özgürleşme Ne Demek?
     
    Duygu ve düşüncelerimizi dengede yönetebilme becerisini edinebildiğimiz an, duygusal özgürleşmemizi gerçekleştirmiş oluruz. Bunun için insanları oldukları gibi kabul edebilmek, kendi sınırlarını iyi çizebilmek, korkularını yenebilmek, sorunlarla yüzleşebilmek gibi bir çok kişisel gelişim becerisini geliştirmek gerekir. Duygusal özgürleşmenin ne demek olduğu hakkında kısa bir bilgi edinlediğimizde göre gelin bir de duygusal özgürleşme ile biz olma arasındaki bağlantıya bakalım.
     
    Duygusal Özgürleşerek Nasıl ‘Biz’ Olabilirz?
     
    Uzun yıllardır evli ve mutlu olan bir çift arkadaşıma bunun sırrının ne olduğunu sorduğumda, saçlarına ak düşmüş, yüzlerinde çizgiler oluşmuş bu tatlı çiftin, sorumu cevaplarken bile birbirlerinin gözlerinin içine nasıl sevgi ve şefkat ile baktıklarını fark ettim. Mutlu ve huzurlu evliklerinin sırrını, birbirlerine bağlı ama bağımlı olmadan ve birbirlerini çok severken aynı zamanda bireysel özgürlüklerine de saygı duyarak yaşadıkları şeklinde açıklamışlardı. O an, uzun yıllardır evli olup, ilk baştan beri bireysel özgürleşmelerine saygı göstermeyen başka bir çift arkadaşımın ilişkisi aklıma geldi. Yıllardır ne kadar da mutsuzlardı. Hem kendileri, hem çocukları, hem aileleri. Bu çiftin mutsuzluğu herkese sirayet etmişti sanki. Her iki çiftin de ilşkilerini kendimce değerlendirdiğimde, sanırım mutlu bir ilişkide kilit nokta, ilişkinin büyüyebilmesi. Büyüyen ilişki, içindeki insanları da motive ediyor. Sadece iki kişiyi motive etmekle  de kalmıyor; çocukları, aileleri, arkadaşları, kısacası içinde bulunduğu topluma fayda sağlayabiliyor.
     
    Özetle; eğer ‘ben’ kalma ile ‘biz’ olabilme arasında ki dengeyi keşfedebilirsek, bu, o hayalini kurduğumuz, mutlu, doyumlu, sağlıklı ilişkiden çok da uzak olmadığımızı gösterir. Hadi son olarak bir kaç öneri de bulunalım.
     
    Neler Yapabiliriz?
     
    - Anı yaşamalıyız! Burada ve şimdiye odaklanmalıyız. Tüm duygu ve koşulları şefkatle kucaklamayı denemeliyiz.
     
    - Zihnimizi geçmiş yargılarla, gelecek kaygıları arasında çatışırken yakalarsak, kısa nefes çalışmaları ile sakinleşmeye çalışabiliriz.
     
    - Kendi hobilerimize, kendi arkadaşlarımıza, kendi işlerimize odaklanmalıyız. Partnerimizin değil kendi tutku ve hedeflerinizin peşinden koşmalıyız.
     
    - Partnerimizle kaliteli vakit geçirmeye, anlaşılır bir iletişim dili oluşturmaya, birlikte eğlenmeye ve sağlıklı bir bağ kurmaya gayret ettmeliyiz.
     
    - Sevmeli, sevilmeliyiz. ‘Ben’ kalarak ‘Biz’ olabilmeliyiz. İşte bütün mesele bu!
     
    Sevgiyle.

  • image description

    İMKANSIZ DEME!

    • 4 ay önce

    İmkansız deme o kelimenin içinde bile imkan vardır’ Audrey Hepburn
     
    Değerli Dostlar,
     
    Bu ay ki yazıma Audrey Hepburn’ün çok sevdiğim bir sözü ile başlamak istedim. ‘İmkansız deme o kelimenin içinde bile imkan vardır.’ Hepimizin hayatında yaşadığı acı olaylar, zorluklar, sıkıntılar olabiliyor. Bazen bana mail ile ya da sosyal medya üzerinden öyle hikayeler geliyor ki, gerçekten oturup yazsam roman olabilir.  Bu hikayeleri okurken en az yazan dostlarım kadar yaşadıkları zorlukları yüreğimden hissediyorum.
    Tabi ki benim de yaşadığım sıkıntılar, zor günler ve acılar oldu, oluyor ve yaşam sürecim içinde olmaya da devam edebilir. Böyle zor süreçlerde hep bu günlerin geride kalacağına ve hiç bir şeyin imkansız olmadığına inancım hep tam oldu. Belki de bu yazımı okuyan birileri içinde bulunduğu şartların zor ve her açıdan imkansız olduğunu, bir çıkış yolu olmadığını düşünüp, benim sözlerimin hayal olduğunu düşünebilir. Evet, çok da haklı olabilir. İçinde bulunduğunuz durum her ne ise şimdi, şu an için olumsuz, imkansız, çözümsüz görünebilir. İşte tam da bu noktada aynı durum aslında ilerleme, görme ve farkına varma aşamasındadır. Yani hiç bir durum, hiç bir hikaye olduğu yerde durağan bir şekilde kalmaz. Zaman ilerlediği sürece içinde bulunduğumuz durumlarda ilerler, değişir, gelişir, güzelleşir ya da kötüleşebilir ama asla yerinde saymaz. Bunu yaşayarak ve görerek farkına varmamız gerekir.

    OLUMLU DÜŞÜNEN TARAF OLMALI
    Bir süre önce annemin yazlık evinde tadilat işleri çıktı ve bundan 3 hafta önce telefonda stresli bir şekilde bu işlerin bitmesinin imkansız olduğunu söyledi. Ben de ‘Daha tadilata başlanmadı bile, nereden biliyorsun imkansız olduğunu?’ diye sordum anneme. Şimdi üçüncü haftadalar ve neredeyse tüm tadilat işleri bitmek üzere. Kendi aile içinde yaşadığımız örnekten yola çıkarak söyleyebilirim ki, daha harekete geçmeden stres olmak yerine, bulunduğumuz durumu kavrayıp, planlayıp, yapılacakları yerine getireceğimize dair kendimize taahhüt etmek sanki daha mümkün.
    Etrafımda kim olursa olsun ve hangi durum olursa olsun, bir konuya olumsuz bir yorum getirirlince direk ilk sorum ‘Nereden biliyorsun?’ olur. Bazen kendi zihnimde de, yaşıdığım olaylarla ilgili olumsuz bir düşünce gelince, kendime de durup bir ‘Pınar böyle olduğunu ya da olacağını nerden biliyorsun?’ diye sormayı alışkanlık edinmeye çalışıyorum. ‘Bir dakika sonramızı bile bilemediğimiz bu alemde nasıl bu kadar keskin düşünebiliyoruz, emin konuşabiliyoruz?’ sorusunu hep aklımda tutmaya çabalıyorum.
    Her neye inanıyorsanız Allah, Tanrı, Evren ya da başka bir inanış. ‘Ol’ der ve Olur. Tabi bizler de oldurmak için yeteri kadar çabalar ve korku, kaygı ya da öğrenilmişlikten kaynaklanan negatif düşüncelerden kurtulup, zihinlerimizi özgürleştirebilirsek. Böylece önümüze açılan yollarla ve yaşadıklarımızla hiç bir şeyin imkansız olmadığını görebiliriz.

    Sevgiyle.

     

HAKKIMDA

Davranış Bilimci, Yazar ve Konuşmacı Pınar Holt, İstanbul’da doğdu. 1997 - 1999 yılları arasında İngiltere’de dil eğitimi aldıktan sonra Türkiye’ye döndü ardından

California Janus Universitesi Davranış Bilimleri bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü mezunu olan Holt, 2020 yılında  Biyometrik Yüz Okuma ve Profil Tanımla Uzmanlık Eğitimi ile ICF onaylı Kocluk Eğitimlerini aldı.
2013 yılından beri çeşitli Gazete, Haber Siteleri ve Kadın Magazin dergilerinde anne & çocuk ilişkileri, teknoloji ve güncel konular üzerine köşe yazıları yazan Pınar Holt, 2016-2017 yılında ‘Oyun ve Masal Terapisi’ eğitimiyle birlikte, The University of Warwick’ten ‘Bebek Zihin Gelişimi’ ve Amerika’da bulunan Zur Institute’den ‘Childeren, Technology 

Addiction, Parenting and the Future’ ‘Çocuklar, Teknoloji Bağımlılığı, Ebeveynlik ve Gelecek...’ konulu eğitimlerini tamamladıktan ve Kontrollü Teknoloji

kullanımı üzerine 'Hayata Bağlan'adlı kitabını yazdıktan sonra  birçok kurum, okul, vakıf ve belediyelere konuşmacı olarak katılmaktadır.

Bununla birlikte yetişkinlere yönelik, Liderlik ve Yönetim Becerileri, İletişim Becerileri, Zaman Yönetimi, Çözüm Becerileri, Yönetici Asistanlığı,

Organizasyon Becerileri, Şirketin Yüzü Olmak – Müşteri Hizmeti ve Halkla İlişkiler, Kişisel, Profesyonel ve Manevi Gelişim, Kişilik Analizi gibi

konularda kurumsal firmalara eğitimler vermektedir.
Hayata Bağlan ve Hoşçakal Ekpresi (Derleme kitap)  ve Hayatımın Dönüm Noktası (Derleme Kitap) adlarında kitapları bulunmaktadır.
Pınar Holt, 14 yaşında bir kız çocuğu annesidir.




EĞİTİMLER

KONTROLLÜ TEKNOLOJİ KULLANIMI EĞİTİMİ

Eğitim Tanıtımı:
· Eğitim, insan psikolojisi, bağımlılık, teknoloji bağımlılığı, aile içi iletişimi,
· Daha mutlu bireyler olmanın yollarını ele almaktadır.
· Eğitimin amacı katılımcıların teknolojiyi amaç olarak değil araç olarak kullanmalarını hedeflemektedir.
· Çocuk ve Ergenlerde Teknoloji Bağımlılığı, yerli ve yabancı kitap, web sitesi ve akademisyen çalışmaları referans alınarak hazırlanmıştır.
· Eğitimin bitiminde katılımcılar, Bağımlılık, Teknoloji Bağımlılığı, Aile İçi İletişim hakkında bilgi edineceklerdir.
                                                            
Eğitime Kimler Katılabilir?
Kontrollü Teknoloji Kullanımına ilgi duyan tüm öğrenci, ebeveyn, bakım veren ve eğitimciler bu eğitim programına katılabilir.
 
Eğitim İçeriği:
· Bölüm-1 : İletişim
· Bölüm-2 : Bağımlılık
· Bölüm-3 : Teknoloji Bağımlılığı
· Bölüm-4 : Aile İçi İletişim

MOTİVASYON EĞİTİMİ

Eğitim Tanıtımı:
· Eğitim, insan psikolojisini, iletişim ve empati kurallarını,
· Daha mutlu bireyler olmanın yollarını,
· Aile içinden başlayarak temel sosyal çevre psikolojik kuralları ele almaktadır.
· Eğitimin amacı katılımcıların hayata daha başarılı, daha pozitif ve daha sorumluluk sahibi bireyler olarak bakmalarını sağlamaktır.
· Motivasyon Eğitimi, yerli ve yabancı kitap, web sitesi ve akademisyen çalışmaları referans alınarak hazırlanmıştır.
· Eğitimin bitiminde katılımcılar, Kişisel motivasyonu arttırma metotlarını öğreneceklerdir.
 
Eğitime Kimler Katılabilir?
Motivasyon konusuna ilgi duyan tüm öğrenci ebeveyn ve eğitimciler bu eğitim programına katılabilir.
 
Eğitim İçeriği:
· Bölüm-1 : Motivasyonun Gücü
      · Bölüm-2 : Motivasyon Ölçeği
      · Bölüm-3 : Motivasyonun Faktörleri
      · Bölüm-4 : Hedef Portresi
      · Bölüm-5 : Kendimizi Motive Etmenin İpuçları

 

İLETİŞİM BECERİLERİ & KİŞİSEL İMAJ

Eğitim Tanıtımı:
· Eğitim, insan psikolojisini, iletişim ve empati kurallarını,
· Daha mutlu bireyler olmanın yollarını,
· Aile içinden başlayarak temel sosyal çevre psikolojik kuralları ele almaktadır.
· Eğitimin amacı katılımcıların hayata daha başarılı, daha pozitif ve daha sorumluluk sahibi bireyler olarak bakmalarını sağlamaktır.
· İletişim Becerileri & Kişisel İmaj Eğitimi, yerli ve yabancı kitap, web sitesi ve akademisyen çalışmaları referans alınarak hazırlanmıştır.
· Eğitimin bitiminde katılımcılar, İletişim Becerileri ve Kişisel İmaj hakkında bilgi edineceklerdir.
 
Eğitime Kimler Katılabilir?
İletişim Becerileri & Kişisel İmaj konusuna ilgi duyan tüm yetişkinler bu eğitim programına katılabilir.
 
Eğitim İçeriği:
· Bölüm-1 : İmaj Nedir? İmaj Türleri Nelerdir
· Bölüm-2 : Kişisel İmajın Gücü
 . Bölüm-3 : İletişim Becerileri

 

BEDEN DİLİNİ ETKİLİ KULLANABİLME

Eğitim Tanıtımı:
· Eğitim, insan psikolojisini, iletişim ve empati kurallarını,
· Daha mutlu bireyler olmanın yollarını,
· Aile içinden başlayarak temel sosyal çevre psikolojik kuralları ele almaktadır.
· Eğitimin amacı katılımcıların hayata daha başarılı, daha pozitif ve daha sorumluluk sahibi bireyler olarak bakmalarını sağlamaktır.
· Beden Dilini Etkili Kullanabilme Eğitimi, yerli ve yabancı kitap, web sitesi ve akademisyen çalışmaları referans alınarak hazırlanmıştır.
· Eğitimin bitiminde katılımcılar, Beden dilini etkili kullanabilme metotlarını öğreneceklerdir.
 
Eğitime Kimler Katılabilir?
Beden Dilini Etkili Kullanabilme Eğitimi konusuna ilgi duyan tüm yetişkinler bu eğitim programına katılabilir.
 
Eğitim İçeriği:
· Bölüm-1 : Jest Mimikler & Yüz İfadeleri
· Bölüm-2 : El ve Kolların Kullanımı
· Bölüm-3 : Bacakların Kullanımı, Oturma Düzeni
· Bölüm-4 : İnsanlar arası İlişkilerde Mesafe, Bedensel Temas
· Bölüm-5 : Yalan, Samimiyetsizlik, Şüphe, Tereddüt

 

STRES & ZAMAN YÖNETİMİ

Eğitim Tanıtımı:
· Eğitim, insan psikolojisini, iletişim ve empati kurallarını,
· Daha mutlu bireyler olmanın yollarını,
· Aile içinden başlayarak temel sosyal çevre psikolojik kuralları ele almaktadır.
· Eğitimin amacı katılımcıların hayata daha başarılı, daha pozitif ve daha sorumluluk sahibi bireyler olarak bakmalarını sağlamaktır.
· Stres & Zaman Yönetimi Eğitimi, yerli ve yabancı kitap, web sitesi ve akademisyen çalışmaları referans alınarak hazırlanmıştır.
· Eğitimin bitiminde katılımcılar, Stres ve Zaman yönetimi metotlarını öğreneceklerdir.
 
Eğitime Kimler Katılabilir?
Stres & Zaman Yönetimi konusuna ilgi duyan tüm yetişkinler bu eğitim programına katılabilir.
 
Eğitim İçeriği:
· Bölüm-1 : Stres Ölçeği (Test)
 . Bölüm-2 : Stres Nedir?
· Bölüm-3 : Stres ile Başa Çıkma Yolları
. Bölüm-4 : Zamanımızı Nasıl Etkili Kullanabiliriz?
    

 

ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

Eğitim Tanıtımı:
· Eğitim, insan psikolojisini, iletişim ve empati kurallarını,
· Daha mutlu bireyler olmanın yollarını,
· Aile içinden başlayarak temel sosyal çevre psikolojik kuralları ele almaktadır.
· Eğitimin amacı katılımcıların hayata daha başarılı, daha pozitif ve daha sorumluluk sahibi bireyler olarak bakmalarını sağlamaktır.
· Özgüven Gelişimi Eğitimi yerli ve yabancı kitap, web sitesi ve akademisyen çalışmaları referans alınarak hazırlanmıştır.
· Eğitimin bitiminde katılımcılar, Özgüven gelişimi metotlarını öğreneceklerdir.
 
Eğitime Kimler Katılabilir?
Özgüven Gelişimi konusuna ilgi duyan tüm yetişkinler bu eğitim programına katılabilir.
 
Eğitim İçeriği:
· Bölüm-1 : Özgüven Ölçeği (Test)
· Bölüm-2 : Özgüven Oyunu Nedir?
· Bölüm-3 : Özgüven Geliştirme Yolları